Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde yalnızca Türkiye’nin değil tüm İslam coğrafyasının kaderinin değiştiğini belirten Sivil Toplum Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akif Ekşi, “Abdülhamid Han’ı tahtından eden Filistin ve Gazze, Suriye ve Halep’tir. Bugün Tayyip Bey’i indirmek istemelerinin nedeni de Filistin, Gazze, Suriye, Musul, Şam ve Halep’tir” dedi.

Asım’ın nesli diyordu Mehmet Akif… Hasretle beklediği bir nesli anlatıyordu şiirinde. İsmini hâkim değil de hadim olarak tüm İslam âlemine duyuran Yavuz Sultan Selim’in torunları olan gençler, kayıp nesiller olarak tanımlanıyordu. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne Batı’nın değerleriyle yoğrulan gençlerin 15 Temmuz gecesi korkusuzca göğsünü kurşunlara siper ettiğini gördük. Bir karış toprak parçası vermemiş Abdülhamid Han’ın torunları olarak o gece vatan, millet şuuruyla, kalplerinde ki şehadet aşkıyla meydanlara çıktılar. Kadınlar, gençler, yaşlılar o gece herkes “Şehadet şerbetinden içmeye geldik” diyerek yola çıkmışlardı. 15 Temmuz gecesi namusunu çiğnetmeyen Asımlar, korkusuzca meydanlara çıkan Nene Hatunlar sayesinde Türk halkının gücünü tüm dünyaya gösterdik. 15 Temmuz darbe girişiminde yaşananlar, gençliğin şuuru ve bundan sonra gelişecek süreç hakkında STH Genel Başkanı Mustafa Akif Ekşi ile konuştuk.

15 Temmuz gecesi Türk milleti adeta destan yazdı. 15 Temmuz hakkında hissettikleriniz ve yaşadıklarınız üzerine neler söyleyebilirsiniz?

28 Şubat döneminde sokaklardaydık. O dönemde Ankara’da lisede okuyordum. 28 Şubat başörtüsü zulmüne karşı tüm Türkiye’de el ele tutuşma organizasyonu yapılmıştı. O gün bizim üzerimize kurt köpeklerini salmışlardı. 15 Temmuz işgal girişimi gerçekleştirilmiş olsaydı, o dönemde muhafazakâr insanlara 8 aylık hükümetin hesabını üzerimize alman kurdu salarak soran bir sistem, 14 yıllık iktidarın bedelini bugün bize çok kötü ödetecekti. Ne yaptık bu süreçte, zulüm mü ettik? Hayır!

Allah-u Teâlâ’nın hikmetinden sual olunmaz. Bu coğrafyaya dirayet timsali kulları olan bizleri yerleştirdi

Suriye, Irak gibi birebir yaşadığımız örnekler var. Oralarda darbe girişiminden sonra neler yaşandığını ve Türkiye’de darbe girişiminden sonra neler yaşandığını düşündüğümüzde açıkça görülüyor. Amerika’nın, Almanya’nın aylarca, yıllarca düşünerek son teknolojiyle ürettiği tankı sanayide çalışan abimiz tişörtünü ıslatıp egzoz borusuna tıkayarak durdurabiliyor. Üst düzey teknolojilerle F-16’lar üretiyorlar ve bizim bir abimiz çatıdan levye ile F-16’ya saldırabiliyor. 15 Temmuz’da dünyaya Allah-u Teâlâ’nın bu toplumu bilerek bu coğrafyaya yerleştirdiğini gösterdik.

“Siz ölmeden Tayyip ölürse size hakkım haram olsun”

15 Temmuz gecesi işgal girişimini dernekte icra kurul toplantısındayken öğrendik. Köprüye doğru yola çıktık. O sırada annem aradı, “Neredesin?” dedi. “Eve geçiyorum” dedim. “Tayyip Bey nerede?” dedi. “Havaalanına geliyormuş” dedim. “Sen neredesin?” dedi. “Dedim ya eve geçiyorum anne” dedim. “Siz ölmeden Tayyip ölürse size hakkım haram olsun” dedi ve telefonu kapattı. Annem 65 yaşında. Yaşı bizden büyük insanlar hep Adnan Menderes’i, Özal’ı, Erbakan Hoca’yı, Muhsin Yazıcıoğlu’nu örnek verdiler. Bunun nedeni, onların arkalarında duramamaları. Onların intikamlarını o gece Tayyip Bey’in arkasında durarak gösterdiler.

Yeni nesil bilinçsiz deniliyordu lakin 15 Temmuz gecesi meydanların çoğunluğunu gençler doldurdu. O gece darbe görmemiş olan gençliğin, korkusuzca kurşunların üzerine yürümesi vatan, millet şuuruna sahip bir gençliğin var olduğunu gösterdi. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

İstanbul ticaret Üniversitesi’nde Devrimin Günlüğü adlı kitabım hakkında söyleşim vardı. Söyleşiden önce kitabımın üzerinden geçiyordum, haliyle 1 sene önce yazdıklarını unutabiliyor insan. O sırada eşim geldi “Ne yapıyorsun” dedi, “Kitabın üzerinden geçiyorum yarın sunumum var” dedim. “Ne anlatacaksın” dedi. “Devrimi anlatacağım” dedim. “Sen bir devrim gerçekleştirmiş gençlere, 80 ihtilalini mi anlatacaksın?” dedi ve ben hemen kitabı kapattım. Bugünün gençleri, devrim gerçekleştirmiş bir gençlik. Bu gençliğin kariyeri muhtemelen üçüncü dünya savaşıyla sona erecek. Tarih bu gençleri yazacak. Bu coğrafyada düşman bitmeyecek. Bugün FETÖ, yarın bir başkası. Bizim her an, her dakika uyanık olmamız gerekiyor.

15 Temmuz gecesinde tüm millet bir oldu, omuz omuza meydanlarda kurşunlara göğsünü siper etti. Bu birliği korumamız için ne yapmalıyız?

Tayyip Bey bu davayı kardeşleriyle birlikte bugünlere getirdi. Dolayısıyla kardeşlik hukuku, hiyerarşik yapıdan çok daha önemli bir yapı. O sebeple bizim hiyerarşik yapıya adam kazandırmaktan ziyade gönüller kazanıp, gönlünü kazandığımız kardeşlerimizle hareket etmemiz lazım.

Bizi bir arada tutan en önemli unsur ‘Hilal’

Bu süreçte parti taassubunu bırakmamız gerekiyor. Adnan Menderes’ten demokrasiyi, Türkeş’ten milliyetçiliği, Erbakan Hoca’dan İslamcılığı, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Turancılığı, Devlet Bahçeli’den devletçiliği, Recep Tayyip Erdoğan ise hepsini öğrenebiliriz. Bu süreçte bizi bir arada tutan en önemli unsur Hilal.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası cemaatlere ve tarikatlara karşı bir güvensizlik oluştu. Tüm cemaat ve tarikatları aynı kefeye koymak doğru mu?

Ne olduğu belli olmayan bir grubun bir araya gelerek, çıkış kaynağı Risale-i Nur’u, inkâr eden bir cemiyetin cemaat olarak bizlere gösterildiği ve bundan dolayı bütün tarikatları ve cemaatleri reddetmemizi isteyen bir güruh var ortada. Tarikatlar, Anadolu’nun mayasıdır. FETÖ’ye kızıp diğer cemaatleri ve tarikatları da aynı kefeye koyamayız. Bu medeniyet Allah dostlarının riyasetinde kurulmuş bir medeniyet.

Darbe girişimi başarılı olsaydı eğer bugün neler yaşayacaktık?

Darbe gerçekleşmiş olsaydı bütün cemaatlere, tarikatlara kilit vurulacaktı. Muhafazakâr insanlar birbirine düşürülecekti. Sosyalizm, Rusçuluk, Batı’ya hayranlık pompalanacaktı. Peki, sizce şuan bunlar olmuyor mu? Darbenin askeri ayağı gerçekleştirilememiş olabilir ancak ne yazık ki psikolojik ayağı gerçekleştiriliyor. O yüzden bizim bu süreçte akıllı davranmamız gerek.

“Bir Kasımpaşalı mı yönetecek ülkeyi, biz yönetelim!”

Tayyip Bey’in 15 Temmuz gecesi havaalanına doğru gelirken uçağının düşürülememesi olayını Rus savaş uçakları kurtardı şeklinde lanse ediyorlar. O gece Tayyip Erdoğan oradan Allah’ın Settar sıfatıyla kurtuldu. Ordunun içerisinde Cuntacı bir tayfa var. Bunlar doğumlarından ölümüne kadar sadece darbe yapmayı düşünürler. “Bir Kasımpaşalı mı yönetecek ülkeyi, biz yönetelim!” diyen zihniyetler bunlar. Dolayısıyla burada Rusçuluk pompalanmaya başlandı. İran’ında aradığı, “Bu darbe sürecinde biz Türkiye’nin yanındayız” dediği konuşuldu. Bu süreçten sonra İrancılık pompalanmaya başlandı. Bugün FETÖ, yarın bir başkası. Bizim her an, her dakika uyanık olmamız gerekiyor.

Fetullah Gülen’e tabii olanlar sapkınlık derecesinde bir bağlılık içerisindeler. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

TÜRKSAT’ı FETÖ’cü askerlerden geri almak için halk ve polis içeriye giriyor. Darbeci askerleri tutukluyorlar. İçeriye girdiklerinde tutuklananlardan, kardeşini öldüren, bir asker su istiyor. Adam oturuyor, üç yudumda besmeleyle suyu içiyor. Yanındaki polis diyor ki; “Sen sünnete bu kadar önem veriyorsun ama kardeşini öldürdün!”. FETÖ’cü asker, “Kardeşim benim vesilemle şehit oldu” diyor. Zihniyete bakar mısınız? “Ortada bir zulüm var ve biz bu zulmün ortadan kalkması için kardeşlerimizi şehit ettik” diyorlar. Zihniyet tamamen DAEŞ zihniyeti.

Abdülhamid Han ile Erdoğan birbirine çok benzetiliyor. Sizin bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Bugün Abdülhamid Han’a yapılanların bedelini ödüyoruz. Dedelerimiz Abdülhamid Han’a sahip çıkabilseydi bugün her şey çok farklı olabilirdi. Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde yalnızca Türkiye’nin değil tüm İslam coğrafyasının kaderi değişti. Abdülhamid Han’ın da dediği gibi “Tarih değil hatalar tekerrür eder”. Ve yüz yıldır bu tekerrür ediyor. Abdülhamid Han’ı tahtından eden Filistin ve Gazze, Suriye ve Halep’tir. Bugün Tayyip Bey’i indirmek istemelerinin nedeni de Filistin, Gazze, Suriye, Musul, Şam ve Halep’tir. Bizler o gece bu hatanın tekerrür etmemesi için meydanlara koştuk.

“Erdoğan Gazze demeye başladığı gün, biz hayal etmeye başladık.”

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur denir. İslam coğrafyasının umudu, mazlumların ümit ışığı olarak görülen Türkiye’nin bu yolda tek başına olduğunu söyleyebilir miyiz?

Aslında bu sözü açarsak, “Türkiyelinin Türkiyeliden başka dostu yoktur” denmesi daha doğrudur. İsrail Parlamentosu’nda milletvekili Gazzeli bir dostumuz var, İbrahim Sansur. İsrail Parlamentosu’nda kalkıp Netanyahu’ya, “Sen katil bir Domuz’sun!” diye bağıran bir Müslüman. Bir gün sohbetimiz sırasında bana dedi ki, “Biz çocuklarımızın ölmeden üniversite okuyabilecekleri, evlenebilecekleri, bir hayat kurabilecekleri günü hayal etmeye başladık. Ne zaman hayal etmeye başladık biliyor musunuz? Recep Tayyip Erdoğan ‘Gazze’ demeye başladığı gün hayal etmeye başladık” dedi. “Ancak siz Tayyip Erdoğan’ın değerini bilmiyorsunuz. Erdoğan ölürse bırakın Türkiye’yi Gazze’nin vebalinden nasıl kurtulmayı düşünüyorsunuz?” dedi. Burada görüyoruz ki Gazze’de Türkiyeli, Irak’ta Türkiyeli, Musul, Halep, Şam’da Türkiyeli. Dolayısıyla Türkiyelinin Türkiyeli ’den başka dostu yok.

Allah-u Teâlâ İslam dininin kaderini bu millete bağladı

Erbakan Hoca yıllarca, “Bir gün söz konusu olan Suriye olursa söz konusu olan Türkiye’dir” dedi. Söz konusu Mekke ise söz konusu olan Türkiye’dir. Burası çok stratejik bir nokta. Dolayısıyla Türkiye’yi düşürmeden Mekke’yi düşüremezler. Allah-u Teâlâ bu millete İslam dinin kaderini bağladı.

Kavramları kimseye bırakmamalıyız. Biz o gün arkadaşlarımızla köprüye koşarken vatan için, bayrak için ölmeye koştuk. Demokrasi için ölmeye gitmedik. Dolayısı ile hem vatani hem İslami perspektiften bakıldığında Demokrasi Şehidi diye bir kavramın olmadığını söylüyorum. Gazilerimiz Demokrasi gazisi değil Şehitlerimizde Demokrasi şehidi değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir